Atlardan network pazarlamacılara tavsiyeler 1

15975155_1574070489275430_1355895214400328205_o

17 Temmuz 2017 • Genel • Görüntülenme: 210

Hayatta para kazandıran tek şeyin satış olduğuna inanırım. Mimar, sanatkar eserini, danışman tecrübe ve bilgisini, işçi emeğini satar. Kocaman uluslararası şirketler ürünlerini satar ve organizasyon varlığını devam ettirir.
Satış ve stres birbirine çok yakın iki kelime. Bunu değiştirmekse bizim elimizde.
NETWORK PAZARLAMA sektöründe yeni olduğum dönemde tabiri caizse dört nala koştururdum. Çünkü evimin kredisini ödeyecek kişi benden başka birisi değildi. Para kazanmam ise sadece satış yapmamla mümkündü. Bu işte mesai yaptıkça bir şeyi çok iyi öğrendim ve hayatımın her yerinde uygulamaya başladım. Bence bu her network pazarlama işindeki kişiyi büyüterek geliştirecek ANAHTAR BİLGİLERDEN bir tanesi.
Sunum yaptık, istediğimiz sonucu alamadık. Olabilir. Bu artık geçmiş zaman. Bunun bizim bir sonraki görüşmemizi etkilemesine izin verir isek düşmeye başlıyoruz. Satış bir kişisel motivasyon işi ve bunu sağlayacak tek kişi aynaya bakınca gördüğümüz. KENDİMİZ. Sabah uyanınca bize motivasyon mesajı gönderen bir motivatörümüz var ise ne ala, bizi harekete geçirir, güne heyecanlı başlarız ancak gün boyu bunu devam ettirecek olan lokomotif yine kendimiziz.
Bir önceki görüşmede sonuç alamadık. Bu mutsuzluğu bir sonrakine, bir sonrakine ve bir sonrakine taşıyınca ne oluyor? Her görüşmeye mağlup başlıyoruz. Mağlup birisinin sağlıklı iletişim kurması, kendine güvenen bir duruş sergilemesi mümkün mü? Ego bu durumdan fevkalade besleniyor ve kafamın içinde seslenip duruyor. “Bunu da satamayacaksın, yine beceremeyeceksin.” Egonun laflarına odaklanınca kısır döngü başlıyor. Satamıyorum, kazanamıyorum, başarısızım. Olumsuzluk bize kancayı atıp, aşağıya çekmeye bayılıyor. Stres bize hakim oluyor. Zaten ego gelişmemizi istemeyen mütemadiyen olumsuzu konuşan taraf. Egoya kölelik etmeye başlayıp, kendimizi teslim edince ruh halimizin ne olmasını bekliyoruz. Bütün bunlar olurken vücudumuz da boş durmuyor konuşmaya başlıyor. Ağrılar, sancılar baş gösteriyor. Bu defa hastaneye ve doktora kaçış başlıyor. Sanki bu rahatsızlıkların sebebinin psikolojik olduğunu bilmiyormuşuz gibi tıbbi isimler kondurmak için tetkiklere başlıyoruz.
Üstteki paragraf son derece olası ve sancılı bir süreç. Kaseti başa sarayım. (Gerçi artık kaset kalmadı ama siz beni anladınız.) Görüşme bitti istediğimiz sonucu alamadık. Bu yaşanan artık geçmiş zaman oldu. Bir sonraki görüşme yeni bir konu. Bu görüşmenin ihtiyaçları farklı. Mağlup bir başlangıç değil, özgüvenli bir duruş. ‘Yine ikna edemeyeceksin’ diye konuşan ego değil, ‘ihtiyacın olan güç senin temelinde, özünde var’ diyen sezgisel tarafımız.
Atlar içinde bulundukları zamandadırlar. ANDADIRLAR. At bir gün pumadan kaçar, ertesi gün aynı puma gelirken yerinden kıpırdamaz, kaçmaz. Neden? Çünkü at, o anı sezgileriyle değerlendirir, anın ihtiyaçlarına göre sezgileriyle karar verir. Sezgilerinden gelen bilgi ‘puma tok’ şeklindedir. Enteresan olan şudur ki sezgiler yanılmaz, akıl yanılır. Atın neo korteksi yoktur, Bu durumda atın avantajı düşünen zihni olmaması. Doğadaki mücadelesinde düşünen beyni kim ne yapsın? Hatta zarar bile verebilir. Egosu devreye girer “bak dün seni kovalayan puma geliyor, hemen kaç” diyebilir. Halbuki puma bugün tehlikeli değildir. Hayvanların dünyasında tok olduğu halde saldırmak diye bir şey yoktur. Bu biz insanların dünyasıdır.
Atın hayatı ne kadar basit. Puma şimdi tok ya da aç. Ona göre hareket ediyor. Sezgileri doğruyu biliyor. Bizimse egomuz hayatımızı yönetiyor. Benim o anda olmamı, o anın ihtiyaçlarına göre davranmamı engelliyor. Bir önceki işimin bir sonrakini olumsuz etkilemesine sebep oluyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>